26 Mayıs 2016 Perşembe

Ayarınızı Bulma Rehberi: 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu

Bugün ölçmede yaptığımız yanlışlıkları bir makale eşliğinde sizlere de göstermek istiyorum. Tabii ki yazının başında, ortasında veya sonunda "Hiç alakası yok. Bizim ölçme sistemimiz doğru, senin düşüncelerin yanlış." diyebilirsiniz. Kaldı ki ben aşağıdakileri "uzunluğu kilogram ile ölçmek" olarak görüyorum. Siz yine de yanlış düşündüğümü Twitter ve Facebook üzerinden bana anlatırsanız saygıyla görüşlerinizi dinlerim. Korkmayın, size bir cevap verip bu savaşı kazanmak gibi bir amacım yok. Savaş da yok. Tek istediğim sizin görüşlerinizi de duymak, farklılık.

Öncelikle söz konusu makaleden önce yeni keşfettiğim bu piyano solosunu sizinle paylaşmak da isterim. Umarım beğenirsiniz ve bir şekilde sizin de beğendiğiniz şarkıları bana ulaştırabilirsiniz.


Bölüm 1: Evlilik


Ve ilk özürümü de dilemek istiyorum sizden. Bir veya iki ay önce "Evli Çiftlerin Pazarlık Yapmaması" hakkında bir haber ve bu haberin kaynağı olan makaleyi okumuştum. Twitter'da da bunu "sevgiye paha biçilmez diyerek aslında sevgiye paha biçiyoruz" diye de paylaşmıştım. Yani aslında makalenin yazılmasında da, kaynakların Türkçe'ye çevrilmesinde de herhangi bir katkım olmadığı için keşke basit bir Google araması ile bulup sizlere de gösterebilseydim. Araştırmanın orijinal metni elimde olmadığı için eksik kalan yerler olabilir. Bu açığı kapatmak için tek bir örnek değil birkaç farklı örnek üzerinden gideceğim. Yine de "Yalansavar, Açık Bilim, BBC veya Evrim Ağacı" kaynaklarından birinde okumuştum diye hatırlıyorum bu araştırmayı. Denk gelirseniz, bana da hatırlatınız.

Araştırmanın özü şu: Evli çiftler alışverişi de beraber yaparlar bildiğiniz gibi. Bu alışveriş esnasında da reklamlara ve esprilere konu olmuş, "düğün yapmayacağım" tezlerine dayanak sağlamış "yeni evlenen çifte her şeyin pahalı satılması" olayı vardır. Tartışılmaz olarak bu bir gerçek. Erkek veya kadın kuaförleri, pastacısı, fotoğrafçısı, çeşitli adetler ile hiçbir iş yapmayıp sadece para koparmaya çalışanlar... Bu liste böyle uzar gider. Bunlar yeni evlenen çiftlere* büyük maddi külfetler doğurmakta. Yine de ekonomi üzerine değil "ölçütlerimizin yanlışlığı" üzerine yazdığım için bu konuyu dipnotta bulabilirsiniz.

Yeni evlenen çiftler, bütün bu maddi külfetlerin yanında herkese aynı pahalılıkta gelen "ev eşyası, giyim, kuyum" gibi harcamalarda bile hoyratça davranıyorlar. Pazarlık yapmadıkları gibi genel olarak almak istedikleri ürün "alabildiğim kadar pahalı" üzerine kurulu oluyor. Sebebi ise şu: "Ben sevgime paha biçmem!". Aslında böyle yaparak sevgilerine paha biçmekte değiller midir? Yani karşısındaki kişiyi sevdiğini "Hayır 3 bin liralık yüzük olmaz, 5 bin liralık olur. Ben müstakbel eşimi, sevdiceğimi, pıtırcığımı 5 bin liralık seviyorum kardeşim" diyerek göstermekte değil midir? Artık ülkenin batı kesiminde neredeyse hiç kalmamış; ancak Doğu'da hala var olan başlık parası ile kadına değer biçilmesi gibi, toplumumuzda genel olarak kadını memnun etmek üzere kurulmuş düğün ve yeni ev kurma hazırlıklarında** kadına verilen değerin, sevginin ve direk kadının kendisine biçilen pahanın para ile ölçülmesi sorunu var olmaktadır.

Bu araştırmalar sadece Türk toplumu için geçerli olmamakla beraber bütün medeniyetlerde az veya çok görülmektedir. İnsanlar, evliliğin ve sevginin tabiatı ile birbirlerinin menfaatlerini korumayı seçmek yerine ortak geleceklerini çöpe atmaktadırlar. Evlenirken pazarlık yaparsa yahut iki seçenek arasında ucuz olanını seçerse "cimri, sevgisiz, düşüncesiz" olarak nitelendirilmekten korkan ve hatta nitelendirilen bireyler de hem bir zorunluluk hem de bir gösteri(şov) olarak pahalıya gitmektedir.

Bölüm 2: Youtube

Youtube herhalde son 2 yılda gösterdiği kullanıcı sayısındaki artış ile önceki 9 yıldan daha çok yol katetmiştir. Resmi bir veriye dayanmıyorum, şöyle üç aşağı beş yukarı bakıp söyledim; ancak yine de muazzam bir yol katettiğini, liderlik koltuğunu sağlamlaştırdığını söylemek yanlış olmasa gerek. Özellikle kanal açıp para kazanma işleri ve sanatçılara telif ücretlerinin ödenmesi konusunda sağlanan ilerlemeler birçok insanın bu siteyi bilgisayarla beraber açıp bilgisayarla beraber kapatmasına varacak kadar kullanımını arttırdı.

Youtube'u bir de ben takdir ettikten sonra -artık ne kadar umurundaysa- geleyim sadede. Son aylarda moda olan "ya sadece biz dinleyelim herkes keşfetmesin burayı", "heyt be daha 60 binken dinlemiştim şimdi 6 milyon olmuş", "siz gidin Hande Yener dinleyin burada işiniz ne" yorumları var. İnsanlar farklı olmak istiyorlar, anlıyorum. Komik olan bu dünyada kendilerine yaratabilecekleri tek farklılığı "emeksiz sahip olmak" ile sınırlandırmaları. Gerçi bazıları burada "gerçek bir rock dinleyicisi olduğum için bu şarkıyı bulabildim ben, evet!" diyebilirler, desinler. Sanatçının veya üreticinin emeği, üretimi ve sanatının devamını getirmek için para kazanması gerektiğini göz ardı edip onların popüler olmasından korkuyorlar. Tabii ki tek sebep "ayrıcalıklı olma isteği" değildir. Kimisi de "popüler olan her iş bozulur, sanat kitlelerin beğenisinden uzak, her bireye ayrı zevk verecek şekilde yapılmalıdır" görüşünde olabilir. Ben onları tenzih eder ve yazıma devam etmek isterim.

Öte yandan şu yorumlar da vardır: "Hande Yener'i 100 milyon izleyin bunu 100 bin. Ne anlarsınız ki?", "Böyle güzel işlerin kıymetini bilmeyin aferin". Ya da bir şekilde piyasaya girmiş; ancak piyasada tutunamayıp piyasadan çıkmış ya da dağılmış rock grupları için "Bu adamların değerini bilmediniz, Model dinleyin siz", "Ya bu ülke neyin kıymetini biliyor ki, şu güzelim adamlar/kadınlar silindi gitti" diyenler. Yani bu tarafa geçince bir de "bir işin kalitesini izlenme sayısı ile ölçmek" var.

Ölçütünüzün yanlış olduğu buradan belli bir kere. İşinize geldiğinde az izlenme, gelmediğinde çok izlenme iyi bir şey oluyor. Nesnel değilsiniz, yanar dönersiniz, ayarsızsınız. Ayarınız olsun.

Yapılan tüm işleri parayla, izlenme sayısıyla, kaç kişi tarafından paylaşıldığı ile değerlendirmeyin. Her işin bir amacı vardır. Değerlendirirken o amaca uygun ölçütler kullanın. Birisi "Ben insanlar kulüplerde dans etsinler diye şarkı yapacağım" diyerek şarkı yapıyorsa, onun başarısını veya başarısızlığını "kaç kişi kulüplerde bu şarkı ile dans etti" ile ölçün(tabii ki tek ölçüt bu olamaz).
Birisi "Ben klasik müzik dinleyen insanların bugüne kadar hiç duymadığı bir resital yapacağım" derse, o resitalden çıkan kaç klasik müzik dinleyen insanın "Evet gerçekten çok farklı bir resitaldi, beğendim" dediğini sayarak ölçün. Yalnız yanlış anlamayın. Niyetim size saymayı öğretmek falan değil. Nihayetinde demek istediğim şudur:

Ölçmeyin beyler, bayanlar. Ölçmek zorunda değilsiniz, zaten ölçemiyorsunuz. Niye her şeyi ölçmek istiyorsunuz anlamıyorum ki zaten. Dinlediyseniz ve hoşunuza gittiyse o iş sizin için zaten güzeldir. Bir insanla hayatınızı birleştiriyorsanız ve bunda gerçekten sevginizin önüne geçen bir amaç yoksa, o insanı sevdiğinizin en büyük kanıtı o an orada olmanızdır zaten. Bir şeyleri sıralamaya koymayı, yarıştırmayı ve kazanan kaybeden seçmeyi çok seviyorsunuz. Sizin için herkesin kazandığı bir yarışın hayali bile mümkün değil, artık. Güzellikleri sevdiğiniz insanlarla paylaşmak istediğiniz kadar, tanımadığınız ama tanısanız seveceğiniz insanlar ile de paylaşmak isteyin. Kötü yorumlardan mı korkuyorsunuz? O zaman ne yazık ki "kişi kendinden bilir işi". Bütün insanların aynı şeyden aynı şekilde hoşlanmayacağını fark etmişseniz zaten korkacak veya ayıplanacak bir şey olmadığını da biliyorsunuzdur.

Beğenilme ve kabul görme arzularınızı salt "yapmakta olduğu işten duyulan mutluluğa" çevirdiğinizde sizlerle görüşmek dileğiyle.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

*Belirtmek isterim ki TÜİK verilerine baktığım kadarıyla 20-29 yaş arasında evlenen erkeklerin büyük çoğunluğu, ezici farklı "ilköğretim veya lise dengi" mezunu. 25-29 yaşında ilk kez evliliğini yapmış yüksek öğretim mezunu erkek sayısı 31.871 iken lise mezunu 111.431. Bu kişilerin ekonomik durumunun ortalama altında olduğu da diğer resmi ve gayri resmi verilerle sabit. Ne yazık ki sevginin de para ile ölçüldüğü çağımızda uygulanan fahiş fiyatlara "aa bir kez evleniyoruz canım" mantığıyla karşı çıkılmadığı sürece birçok insan nikah töreninde attığı imzadan önce banka kredilerine imza atacak, gelecek 10 yılını ve ondan sonraki yıllarını muhtemelen toplumu memnun etmek için satacak ve günümüzde sayıları çokça artan "ekonomik sebeplerle boşanma" gelecek nesillerin en büyük problemlerinden olacak. İnsanları teşvik ettiğiniz evliliğin şekli, insanların yeni evlilikler kurmasına engel olmakta.

**Ne yazık ki ülkemizde kadınların azımsanmayacak kadar büyük bir kesimi okuyamamakta, okusa bile eşit iş fırsatları yakalayamamaktadır. Ülkemizde "kadın evinde oturur çocuğa bakar" anlayışı da hala -ne yazık ki x2- yerini korumaktadır. Bu yüzden düğün alışverişinde genellikle seçim kadına bırakılır. Zaten erkek renklerle, tasarımla, modayla(?) veya dizayn ile pek içli dışlı olmamış, hayatını "para kazanıp evimi geçindirmem gerek" anlayışıyla sınırlandırmıştır. Medeni kanunumuz dahi kadını "ailenin içişleri bakanı" tanımlamasından 2002 yılında yeni vazgeçebilmiş, yine de bu anlayışı Yargıtay içtihatlarında ve aile mahkemelerinde terk edememiştir. Hukukun toplumu düzenleme ve iyiye yönlendirme işlevleri ne yazık ki ülkemizde 1938'den sonra kullanılamamıştır. Hatta var olan kanunlar da hukuki olarak olmasa da fiili olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

Kaynakça:
TÜİK verileri ve gerçeğe yakın Youtube yorumları kullanılmıştır.
Ortalama bir düğün masrafı bu site üzerinden 15.000 TL bulunmuştur. Bu sadece düğünün "yapılması" için gereken tutardır. Ortak yaşanılacak ev ve kullanılacak eşyalar bu tutara dahil değillerdir.