28 Mayıs 2016 Cumartesi

tereddüt etmişlikleri olanlar için uygunsuz bir yazıdır

ve biz rahatsızlığın içinde küçük umutlar yeşerterek büyümüşüzdür.

Dinlemek isteyenler için bir de ses kaydı yaptım. Açıkçası ses kaydı benim de olmasını istemediğim bazı amatörlükler içeriyor. Eğer "Şöyle şöyle yaparsan daha iyi olur." gibi bir öneriniz varsa bana iletiniz. "Yapma bir daha." şeklinde bir tavsiyeniz varsa, kendinize saklasanız pek üzülmem açıkçası.

Ses kaydımız: https://youtu.be/xarscUvXyhA
Not: Sesi parça parça kaydedip birleştirdiğim ve düzenleme yapmadığım için arada tonlama farklılıkları vardır. Özürlerimi sunar ve mazur görmenizi isterim.
Yazılı metinde daha fazla şey yazıyor. Buyrunuz:

21:21

-başlıyoruz

Bunu sizin için yaptım

Yukarıdaki mavilik gökyüzü, siyahlıklar ise bir kuş sürüsü.
Aşağıdaki mavilik deniz, ortadan geçen siyahlık balık sürüsü.
Orta-alt kısımda yer alan mavi şey havuz, pembeler ve maviler çiçek.
Açık yeşiller çimenlik ve koyu yeşil kareler de ağaç.
Orta üst kısımda piramit şeklinde bir yapı var. Renkli kısımlar merdiven.
En yukarıdaki kısım ise şu anda karşıda batmakta olan Güneş'i yansıtan taht.

Tapınağın arkasındaki kareler de siz ne isterseniz o olsun. İsterseniz ufka kadar uzanan bir çiçek tarlası, isterseniz kendi yarattığımız Dünya'ya ait bir gökkuşağı türü veya kocaman bir sofra bezi.
Kendi dünyamızı yaratmak işte bu kadar basit.

-şu anda bize Edouard Leve - İntihar'ı okuyan Cansın' teşekkür ederim: @erikrosit

Oysa kendi dünyamıza hapsolduğumuzu fark etmek çok daha fazla sürüyor. Benimki 19 falan sürdü, yıl olarak. Yaşamak ne kadar basitti oysa bir arı veya ayı için, değil mi? Doğardı, büyürdü, ürerdi ve ölürdü.

Basitlik güzelliktir diyen de bizdik, en ufak ayrıntılara takılan da. Basit olan işleri kendimiz için zorlaştırıyoruz. Bu bir mükemmellik arayışı mıdır? Bence evet. Peki, zorlaştırdığımız işleri özüne döndürmek için verdiğimiz bu çaba?

Örneklendirelim: 1) Önceleri inekten sağdığın ve içtiğin süt vardı. 2) Sonra daha fazla süt istedin. 3) İneği hapse attın, zaten memesi açık gezen bir sapıktı. 4) Tüm inekleri ve tüm insanları farklı yerlere koyunca sütü oradan oraya taşıman; ancak süt olarak taşıman gerekti. 5) Biraz doğada normalde yüzüne bakmayacağın tatsız tutsuz kimyasallardan yardım aldın. 6) Şimdi tek istediğin gerçek süt olduğu için hapsettiğin inekleri açık hava hapishanelerine sevk edip süt alıyorsun.

6 adımda hiçbir yere ulaşamamanın kitabıyız. Hayır sorsalar bizden hızlısı yok.


Sadede gelelim efendim. Doğanın kurallarını açık ve net bir şekilde çiğniyoruz. Bak, bakın, bakınız, bakar mısınız? Ağaçlar meyve verir, arılar bal yapar, çiçekler kokar, bulutlar meyve yağdırır... İnsan da sanat icra eder. İyi-kötü, beğenilir-beğenilmez. Öyle ya da böyle kural budur. Tabii ki günümüze gelebilmiş her canlının standart döngüsü "doğmak, büyümek, üremek ve ölmek"tir. Tabii ölümsüz denizanasını saygıyla anıyorum.

Peki bu döngü hayatın amacı mıdır yoksa aracı mı? Yani biz, bu döngüyü sağlamak için mi varız, yoksa bu döngü sadece varlığımızı sürdürmek için mi var? Bu sorunun cevabı aynı zamanda bu satırları okumanızın sebebi. Ne yazık ki pratikte bu döngü artık hayatın kendisi olmuş.
Benim şaşırdığım nokta şu: Halihazırda bildiğimiz en kibirli, egoist varlık olan insan, bu döngünün kendisinden daha üstün olmasına nasıl izin verdi?

Madem ortada bana ait bir iddia var, bunu kanıtlamam da gerekecek. Sanırım size anlatmak yerine göstermem daha doğru olur:
  •     Her canlı yaşamak için beslenirken bizler daha fazla beslenmek için yaşıyoruz. Yaşamamızın, para kazanmamızın artık tek sebebi "daha iyi bir yuva, daha iyi bir yiyecek, daha iyi bir sosyokültürel çevre". Yılda iyi kötü 2-3 haftalık tatillerimiz dışında hiç durmadan çalışıyor ve çalışıyoruz. Hepimiz şunu biliyoruz ki asla, "Yeter bu kadar para ben bundan sonra bir köpek gibi kırlarda koşacağım, bir balık gibi yüzeceğim, resimler yapıp şarkılar söyleyeceğim." demeyeceğiz.
  • Aksine üreme kısmını daha da yukarı, en yukarı, Mars'a kadar taşıyacağız. Ömrümüzün ilk 25 senesini, sonraki 50 senesinde rahat yaşamak için halihazırda harcadık değil mi? Sadece bunun için de değil üstelik. Kabullenmekte zorlanabilirsiniz; ancak buraya kadar kendiniz için yaptığınızı sandığınız hiçbir şeyi kendiniz için yapmadınız*. Gitar çalmayı öğrendiniz; çünkü gitar çalmak havalıydı. Spor salonuna gittiniz; çünkü güzel görünmek önemliydi. Modayla ilgilendiniz; çünkü yeni ve dikkat çekici kıyafetler kalitenin birer simgesiydi ve insanlar size hayran olacaklardı. İnsanlar sizden ne istedilerse, ne bekledilerse hepsini yaptınız. Merhaba, ömrünüzün ilk 25 senesini çiftleşeceğiniz en iyi insanı bulmak için yanlış yollarla harcadınız.
  • Zaten sizin için sosyalleşmek iyi vakit geçirmek, kendini geliştirmek de değildi. Evde oturursanız beyaz atlı prens ayağınıza gelmeyecekti. Oturmamalıydınız; çünkü Rapunzel kulesinde sizi bekliyordu. Bir kitabı okuduktan sonra diğerine geçmekten daha iyi şeyler de vardı. Mesela: Bu kitabı okuduğunuzu bir şekilde çevrenize göstermek.
  • Her çeşit içeceği içtiniz. Yine de neredeyse hiçbiriniz farklı tatlar denemeyi sevmiyorsunuz. Yemeğinizin üstüne konan maydanoz, maydanozla aranızda kişisel bir bağ, güçlü bir aşk olduğundan falan değil yani. Şekildiniz ya, hani, ondan. Hayır, güzellik önemliydi tabii ki. Yine de bu güzelliğin tekrarından sıkılmamanız işin enteresan yanı. Sahi, uğruna savaşlar yapılan, sadece soyluların evine giren baharatlar da artık eski havasını kaybetti değil mi?

Winston Churcill'e savaşa ayırmak için gereken kaynağı sanattan kesmesi gerektiğini söyleyenlere: "O zaman ne için savaşıyoruz ki biz?" dedi.

Harbiden, ne için yaşıyorsunuz ki siz? Artık, sizin genlerinizin yarısını taşıyan çocuğunuz bile size çok farklı geliyor. Her insan, hür doğar; ancak siz bunu da unutmuşsunuz. Çocuğun bir şeyleri merak etmesi, sorgulaması, kendine yeni eğlenceler yaratması bile hoşunuza gitmiyor. Yapabildiğiniz kadar erken vakitte, çocuğa nelerden hoşlanması gerektiğini de öğretiyorsunuz. Eline verdiğiniz oyuncak silahlar, bir gün size doğrultulacak, bilmiyorsunuz.
Dil öğreniyorsunuz, daha fazla para için. Okul okuyorsunuz, daha fazla para için. Sonra parayla kendinize güç, saygı ve gösteriş satın alıyorsunuz.
Paris'e gidiyorsunuz; ancak Paris'e gittiğinizde yaptığınız şey İstanbul'da yaptığınız şeylerle aynı. Öğlen bir restoranda hormonlu dana eti yiyip, kola içiyor; akşam da bir gece kulübüne gidip İstanbul'da içtiğinizin aynısını içiyorsunuz.
Açıkçası sizleri birer sayıdan ibaret görüyorum artık. Sıkıntı yok, sayıları severim. Yine de keşke ne için yaşadığınızı hatırlasanız.

Benden size bir ipucu: Bu Dünya'dan siz de ben de, çocuklarımız ve onların çocukları da göçüp gidecekler. Bu durumda iki seçeneğiniz var:
Ya yaşamak istediğiniz hayatı sonuna kadar yaşayacak, çıplak bir şekilde Olimpos Dağı'na doğru koşacaksınız, özgürce. Yani bu Dünya'dan yeterince keyif almış olacaksınız ve arkadakiler sizi artık ilgilendirmeyecek. İplerinizi koparacaksınız.
Ya da öyle güzel işler yapacaksınız ki; mesela cevabını bin yıl düşünecekleri sorular sormak, tekrar tekrar dinlenecek şiirler ve müzikler bırakmak gibi. Sizin için ölüm diye bir şey söz konusu olmayacak.

Yaşamın amacını fark edin. Size, "Neler yaptın bu Dünya'da?" sorusu sorulduğunda, "Bir şeyler yapmak için çalışırken öldüğümü fark ettim" demezsiniz.

-00.03

bitiriyoruz.


YILDIZLAR:
*Bunu ayrı bir yazıda irdeleyeceğim. Giymek istediğiniz kıyafetleri "el alem" ne der diye giyemediniz, giyemedik, gibi.
**Sadece müzik yapmak istediği için müzik yapan, sağlıklı olmak için 4 duvar arasına sıkışmak yerine koşan, renkleri ve kumaşları kullanıp harika şeyler üretmek için tasarımla uğraşan bütün özgür ve güzel insanlara selam olsun. İyi ki varsınız.