15 Haziran 2016 Çarşamba

kişisel gelişim kitaplarından fırlamış gibi duran; ancak hakikatli bir yazi

"+Düştüm, yaramı sarar mısın?
-Keşke düştüğünde yanında olsaydım.
+Önemli değil, şu an yanımdasın. Bak kanamaz oldu yaram, durdu. Taşın da suçu yoktu üstelik, ayağımın da. Kural böyledir. Atlar en fazla üç kez tökezleyebilir ve nalları dikerler. İnsanlar ise düşe kalka yol alırlar. Düşenlerle alay edilir, kalkanlara ise sanki düşen de onlar değillermiş gibi saygı duyulur.

Toz yutmaya, kan kusmaya alıştım da haksız lokma yemeyi, kin kusmayı huy edinemedim bir türlü. Bak üstelik sen de yanımdasın. Yanlış anlama, koltuk değneğim değil dostumsun."



Bu ve benzeri birkaç diyaloğu zihnimde kurmuş; hatta gerçek birer anıymış gibi ağlamış ve dostlarıma daha da bağlanmıştım ve onların bundan da haberleri yoktu. İnsan, görünmeyeni görmekten aciz.

Oysa hikaye hiç böyle olmazmış, tecrübe ettim.

"+Düştüm ben.
-Keşke düştüğünde yanında olsaydım. Birkaç tekme de ben vururdum.
+...
-Ben düşmedim, düşmem, düşeni de sevmem."

İnsan, düşmeyi öğrendikten sonra takıldığı taşın yerini de o taşa tekrar takılıp düşmemeyi de öğreniyor.


"Bir insana güvenip güvenemeyeceğinizi öğrenmenin en iyi yolu ona güvenmektir." Ernest Hemingway


Not: Kişisel gelişim kitaplarından zerre haz etmem. Her düşenin kalkamayacağını yazmazlar. Başkalarını tekmelememeniz gerektiğini yazmazlar. Duymak istediğinizi söyler, size içi boş hayaller ve yalan bilgiler satarlar.